İnternet Nedir ?

Internet, birçok bilgisayar sisteminin birbirine bağlı olduğu, dünya çapında yaygın olan ve sürekli büyüyen bir iletişim ağıdır.
Internet, insanların her geçen gün gittikçe artan “üretilen bilgiyi saklama/paylaşma ve ona kolayca ulaşma” istekleri sonrasında ortaya çıkmış bir teknolojidir. Bu teknoloji yardımıyla pek çok alandaki bilgilere insanlar kolay, ucuz, hızlı ve güvenli bir şekilde erişebilmektedir. İnternet�i bu haliyle bir bilgi denizine, ya da büyükçe bir kütüphaneye benzetebiliriz. Internet�e,  bakış açımıza bağlı olarak farklı tanımlamalar da getirebiliriz : Internet,

  • 1997 sonu itibarıyla 100,000,000’u aşkın insanın kendi arasında etkileştiği, bilgi değiş-tokuşu yapabildiği ve kendi yazısız kuralları olan büyük bir topluluktur. Bu, internetin sosyal yönüdür.
  • Pek çok yararlı bilginin bir tuşa basmak kadar yakın olduğu dev bir kütüphanedir.
  • 1997 sonu itibarıyla, 20,000,000’u aşkın bilgisayarın bağlı olduğu çok büyük bir bilgisayar ve iletişim ağıdır.
  • Kişilerin değişik konularda fikirlerini serbestçe söyleyebilecekleri ortamlar barındıran bir demokrasi platformudur.
  • Evden alış-veriş, bankacılık hizmetleri, radyo-televizyon yayınları, günlük gazete servisleri vb gibi uygulamaları ile aslında internet aynı zamanda bir hayat kolaylaştırıcıdır.

Tüm bu tanımların arakesitinde yer alan ise “Bilgiye Ulaşım ve Onu Paylaşım, sonrasında da elde edilen bilgiyi kullanım” dır.

http://www.bildirgec.org/imaj/ikonoklast/internet-addiction.jpg

Sonuç olarak, Internet, önümüzdeki yıllarda üretilecek bilgilerin dolaşım sistemidir. Ticari boyutunun da ortaya çıkmasıyla yaşamla daha çok iç içe geçmeye başlamıştır. Internet farklı  bir ortam, farklı bir uzay. Kendi, yazılı olmayan, kuralları olan; kendi toplumu olan bambaşka bir uzay. Klasik yaşama  biçimlerini, değer yargılarını değiştiren; hayatımıza yeni kavramlar, yeni uğraşlar getiren birşey. Hayatımızı etkiliyor. Hem  de çok fazla bir biçimde.

Internet’in etkilerini görmek ve onu hissetmek sanirim çok daha kolay. Hayatımızda normal şartlarda yaptıklarımızı göz önüne getirelim ve Internet’in bunları nasıl değiştirdiğini; bunlara nasıl yeni anlamlar yüklediğini gözlemleyelim. Belki bazılarımız için daha az (ya da hiç), bazılarımız için daha çok (ya da aşırı çok) etkilenmeler olacaktir. Ancak gerçek olan, önümüzdeki yıllarda (2000’e girerken) Internet olgusu her yönüyle bizimle olacak ve hayatımızda onunla ilintili pek çok sey yapıyor olacağız (Ağ üzerinden alışverişler, uçak/tren rezervasyonları, günlük gazetelere erişim, bilimsel dergileri okumak gibi.)

İlk Demiryolu

http://www.northlight-images.co.uk/content_images/photography_tour/old_train-3.jpg

Sultan Abdülaziz yenilikçi bir padişahtı. Yapmış olduğu Avrupa seyahatinde gördüğü demiryollarına çok imrenmiş, İstanbul’a dönüşünde İstanbul – Edirne demiryolunun yapımı için bir demiryolu şirketine yetki vermiştir. Ancak yapım sırasında demiryolunun Topkapı Sarayı’nın bahçesinden geçmesi gündeme gelince çevresindekiler bu duruma karşı çıkmışlardı. Bu itirazları tebessümle karşılayan Abdülaziz “tren saraydan değil isterse üstümden geçsin yeter ki bu demiryolu yapılsın” diyerek bu konudaki isteğinin ne denli güçlü olduğunu gösterdi.

9 Eylül 1855 yılında İzmir-Turgutlu arasında demiryolu inşaatına başlanmıştı.

Bulgaristan’da ilk demiryolu Varna ile Ruse şehirleri arasında yapılmış. 1 Eylül 1861’de devrin padişahının fermanı ile yapımına karar verilen projeye, 21 Mayıs 1864 ‘de yapımına başlanmış.

http://www.model-train-help.com/images/vniner-military-train-medsmallblur.jpg

O zamanın Ruse Valisi Arif Paşa tarafından temeli atılan demiryolu projesinin, Tuna Vilayet Valisi Mithat Paşa tarafından da yapımı hızlandılmış. Projeye her iki taraftan (Ruse– Varna) da başlanmış olup ilk yıl sonunda 50 km demiryolu tamamlanmış. 26 Ekim 1866’da Mithat Paşa tarafından açılan demiryolu, 224 km uzunluğunda ve 8 istasyondan oluşuyo.

Roketlerin Hareketi

http://www.resimvadisi.com/data/media/605/www.yeniresim.com_-_Silah_Resimleri_-_Roket_-_122mm_Topcu_Roketi_.jpg

Roket, tepki esasına göre havada ve uzay boşluğunda büyük bir hızla hareket eden bir ulaşım aracıdır. Bunlar etki tepki esasıyla hareket ederler…

Roketlerin hareketini doğuran tepki esasını anlatabilmek için şu deneyi uygulayabiliriz. Önce oyuncak bir balon alalım. Bu balonu havayla doldurup şişirdikten sonra ağzını bir iple bağlayalım. Bu durumda balonun içindeki hava basıncı iç kısmın tüm yüzeylerinde eşit değerde olduğundan, balon dengede ve hareketsiz kalır. Sonra bu balonun ağzındaki ipi süratle çözüp bırakalım. Bir anda balonun belirli bir doğrultuda hızla hareket ettiğini göreceğiz. Bunun sebebi, balonun içindeki hava basıncının eşitliğinin bozulmuş olmasıdır.

Balondaki hava, ağız (Nezul) kısmından süratle püskürürken, bu kısmın aksi yönünde basınç daha fazla olduğu için balon o yöne doğru hareket etmiş olur. Bu hareket balondaki basınç düşene kadar, yani içerisinde hava kalmayıncaya kadar sürer. İşte roketlerin hareketini sağlayan etki tepki esası budur.

Roketçiliğin Tarihçesi

Roketlerin en ilkel şekli olan havai fişekler çok eski çağlarda Çinliler tarafından biliniyor, ulusal bayram ve dini törenlerde bir eğlence aracı olarak kullanılıyordu. Çin tarihinden edinilen bilgilere göre, 1232 yılında Moğollar’la yapılan savaşlarda bunların bir silah olarak yer aldığı, Moğollar’ın da Polonyalılara karşı tepki esasına dayanan ve ilkel roket diyebileceğimiz bir tip silah kullandıkları anlaşılmıştır.

Daha ileriki yıllarda top, tüfek, tabanca gibi ateşli silahların gelişmesiyle, roketlerde bir gelişme olmadı. 19. Yüzyıl’ın başlarına kadar roketlerle ilgili çalışmalar sadece birkaç amatörün merakından öteye gitmedi.

Bir İngiliz subayı olan William Congreve roketi askeri alana sokan ilk buluşu yaptı ve roketin ucuna savaş başlığı yerleştirdi. Ancak kullanılan bu roketin arkasındaki bir sopa dümen görevini görüyordu ama ağır olduğundan menzili daraltıyordu.

Bu roketler 1825 yılma kadar savaşlarda kullanıldı. 1846 yılında William Hale adlı bir Amerikalı bilgin, roketlere kuyruk (FIN) takmayı deneyerek bu sopa şeklindeki yön çubuğunu kaldırmayı başardı. 20. Yüzyıl’ın başlarında makineleşme hareketi birçok kimseyi roket konusuna yönlendirdi. Nitekim 1903 yılında Rus bilgini Konstantin Çalkovski zamanımızın modern roketlerinin öncüsü olarak isim yapan ilk teorilerim ortaya attı. Ancak “hayalperest bir okul öğretmeni” denilerek dikkate alınmadı. Gerçekte Çalkovski ileri bir buluş yapmış, roketlerde yakıt olarak kullanılan barutu kaldırmış, yerine sıvı oksijen ve sıvı hidrojeni tavsiye etmişti. ilk uygulamalı deneyleri de Alman bilgini Herrman Oberth yapmış ve bu konuda teorilerini yayımlamıştı.

İşte bu ilk teori sonucunda günümüze kadar birçok çalışmalar yapıldı. Halen de bu çalışmalar devam ediyor.

Roketlerin Yapısı

En ilkel roket yapısına sahip havai fişekte tepkiyi yaratan güç, barutun ateşlenmesiyle meydana gelen bir patlamadır. Ateşlenen baruttan çıkan gazlar havai fişeğin kapalı bölmesindeki küçük delikten (Nozul) dışarı püskürürken patlamanın meydana getirdiği basınç dengesini bozar ve ön kısımda basınç fazla olduğundan havai fişek süratle ileriye fırlar. Aslında jet motorları da etki tepki esasıyla çalışır. Fakat bu motorlarda yakıtın yanmasını sağlayan havadaki oksijendir. Bu bakımdan jet motorları havasız bir ortamda çalışmaz.

Roketler böyle değildi. Bunlarda yakıtın yanmasındaki devamlılığı sağlayan oksijen, ayrıca iç kısımda depo edilebildiği için roketler havasız bir ortamda sevk aracı olarak kullanılabilir (Bu özellik roketleri uzay boşluğunda kullanmada çok yararlı bir araç durumuna getirmiştir).

Roketler genel olarak yakıtlarına göre;

1-Katı Yakıtlı,

2-Sıvı Yakıtlı

olmak üzere iki kısma ayrılır.

Katı yakıtlı roketler tıpkı havai fişekler gibidir. Bu tip roketlerin bir yanma odası, bir de egzoz deliği (Nozul) vardır. Yakıt olarak da barut bulunur. Son zamanlarda, barutun yerini alan kimyasal bileşiklerden yapılmış katı yakıtlar kullanılıyor. Bu tip roketlerin yakıtı kısa zamanda bittiği için menzili de azdır.

Sıvı yakıtlı roketler katı yakıtlı roketlere nazaran çok geniş bir hareket sahasına sahiptirler. Bu roketler 4 ana bölümden oluşur

1. Yanma odası,

2. Sıvı yakıt sıvı yakıtı yanma odasına aktaran en­jektör,

3. Egzoz borusu

4. Soğutma düzeni

Sizlere roketler konusunda az da olsa, verdiğim bilgilerden sonra asıl konumuz olan Model Roketçiliğe geçelim.

Model Roketçilik Model Roket, yerçekimine karşı aerodinamik kaldırma gücü kullanmaksızın havaya çıkan bir modeldir. Bu “model roket motoru” yardımıyla tahrik edilir. Tekrar uçuşa çıkarılmak maksadıyla yere emniyetli dönmesini sağlayan bir mekanizması (Paraşüt, Strimer) bulunur. Bu mekanizma, büyük ölçü de, madeni olmayan parça­lardan yapılır.

Model Roket Motoru, önceden hazırlanmış ve kullanılmaya hazır, içindeki bü­tün kimyevi maddeleri yanıcı özelliğe sahip katı bir roket reaksiyon motorudur.

Model Roketlerde Sınıflandırma

Uluslararası Havacılık Federasyonu (FAI) aşağıda belirtilen sınıfları Dünya Şampiyonaları için belirlemiştir.

SlA İrtifa Modelleri

S2A Yük Modelleri

S3A Paraşüt Süreli Modeller

S4B Bust-Planör Modelleri

S5B Ölçekli irtifa Modelleri

S6A Şerit Süreli Modeller

S7 Ölçekli Modeller

Satürn V Füzesi

Yeryüzü ile Ay arasındaki gezinin dev  ”uzay otobüsü ”

Okyanusu bir baştan  öbür başa geçmek için bir gemiye, ya da hiç değilse bir kayığa ihtiyaç vardır.Bir kıtayı geçmek için uçaktan, trenden, otomobilden  yararlanmak, ya da bu işi yürüyerek  yapmak gerekir.Fakat Ay’a insan gönderebilmek için yararlanabileceğimiz tek araç füzedir.Tarihin ilk füzesi niteliği taşıyan bu aracın adı Satürn V ‘dir.

<< İkinci Kuşak>> : SATÜRN’LER

Amerika’lı bilginler, Ay yüzeyine insan indirmek için giriştikleri çalışmalar sırasında, o güne kadar yaptıkları füzelere göre çok daha kuvvetli tipte yeni füzeler meydana getirmek zorunda olduklarını sezinlemişlerdi: Eldeki örnekler, Mercury ve Gemini  Kapsülleri’ni fırlatan Redstone’dan, Atlaslar’dan ve Titanlardan ibaretti.Mercury’ler ilk defa 1962 yılında  bir Amerikalı’yı  yörüngeye oturtmuştu.Gemini’ler 1965 ve 1966 yıllarında uzaya iki insan göndermişti.Bilginler << Birinci Kuşak>> füzeler dosyasını kapatıp, doğrudan doğruya Ay’a yönelik << İkinci Kuşak>> füzeler üstünde çalıştılar.Satürn’ü gerçekleştirmek için  çözüm yolunu araştırıp buldular:İtici gücü en yüksek düzeye ulaştırmak için bir << füzeler salkımı>>  yani çok katlı birbirine eklenmiş füze sistemlerini kullanacaklardı.Bu, Sputnik’le  Gagarin’in  Vostok ‘unu  yörüngeye oturtan  Sovyet’lerin  A-2’sine benzer bir şey olacaktı.Satürn 1, bu koşullar altında ortaya çıktı.Yüksekliği 60 metre, fırlatma sırasındaki ağırlığı 600 tondu.1964’te  bu füze aracılığı ile Apollo kapsülü Dünya Yörüngesine oturtulmuştur.1966 yılında yapılan Satürn 1B’nin motorları çok daha güçlüydü.Yörüngeye oturtacağı ağırlığın da aynı ölcüde büyük olacağı ön görülmüştü.Fakat bu Satürn’ün de << Apollo Sistemi>> ni Ay’a götürecek nitelikte olmadığı biliniyordu.İnsan yönetimindeki uzay araçları Ay’a ulaştıkatn sonra tekrar yeryüzüne dönebilecek güçte değildi.

SATÜRN V

Büyük girişimi başaracak füze nihayet tamamlanmıştı: Satürn V…İlk  uçuşu 1967 yılında gerçekleştirilmiş  fakat 1969 Temmuzunda yapılan yeni yeni bir deneme sayesinde Satürn, tarihin  en büyük başarılarından birini sağlayarak, insanoğlunu Ay’ın yüzeyine indirmiştir. O günden bu yana, birbirini izleyen uçuşlarda Amerika’lılar, dünyanın en güçlü füzesi Satürn’den faydalanmışlar ve AY’a insan göndermişlerdir.

Birinci kademe

Tüm aracın havalanmasını sağlayan kademedir.Yaklaşık 42 metre uzunluğundadır.Kutru 10 metredir.Boş iken ağırlığı 130 tondur.Tam olarak doldurulduğunda ağırlık 2,135 tona çıkmaktadır.Bu ağırlığın 1 milyon 500 bin kilosunu sıvı oksijen, 520 bin kilosunu sıvı oksijen, 520 bin kilosunu da kerosen oluşturmaktadır.F-1 tipi beş motorla harekete geçmektedir.Bunlardan her biri 680 ton tutarında itiş gücüne sahiptir.Bu motorlar saniye başına 14 ton tutarında itici yakıt harcamaktadır.Bunlar sadece iki buçuk dakika süreyle yanmakta ve 2 bin tonun üstünde yakıt harcadıktan sonra füze ağırlığının üçte iki oranında hafiflemesini sağlamaktadır.Uçuşun başlangıç evresinde olası yön sapmalarının düzeltilebilmesi için dıştaki bu dört motorun kontrol edilmesi olanağı vardır.

İkinci kademe

Yaklaşık 25 metre uzunluğunda ve 10 metre  kutrundadır.Tam dolmuş haldeki ağırlığı 468,5 tondur.J-2 tipi dört motorla çalışmaktadır.Bunlardan her biri 100 ton tutarında itme gücüne sahiptir.Bu iş için saniyede bir tondan fazla hidrojen ve sıvı oksijen yakıt harcamaktadır.

Üçüncü kademe

18 metre uzunluğunda ve 6,6 metre kutrundadır.Boş durumda ağırlığı 9,5 ton. dolu iken 18 tondur.İkinci kademedeki donatımın benzeri bir J-2 tipi motorla çalışır.Uzay Gemisi Apollo’yu, önce yeryüzü yörüngesine, ardından Ay yörüngesine oturtma göreviyle yükümlü olduğundan üstüste çalıştırılma olanağına sahiptir.Durdurup tekrar yakma işlemleri, gerekli anlarda kolaylıkla uygulanabilir.

GEREÇLER TOPLULUĞU

Füzenin << beyni >> ni oluşturan tüm aygıtların yerleştirildiği yuvarlaktır:Bunlar uçuşu, yönetimi, aracın topyekün kontrolünü, verilerin de aşağı aktarılmasını sağlamaktadır.Gereçler topluluğu üçüncü kademenin  üst bölmesine yerleştirilmiştir.Yüksekliği 91 santim, kutru 6,6 metre. ağırlığı 1,950 kilodur.

UZAY GEMİSİ APOLLO

Bunun adına << yararlı yük >> denilmektedir.Füze aslında bunu götürmekle yükümlüdür.( İkinci kademenin ayrılmasından önce atılan cankurtaran kulesi hariç ).Tek başına kalan << yararlı yük >> daha sonra Ay yörüngesine oturacaktır.Yaklaşık olarak 25 metre uzunluğunda ve 50 ton ağırlığındadır.Beş bölmeden oluşturulmuştur: Can kurtaran kulesi, kumanda modülü ( üç uzay adamı burada oturmaktadır ve daha sonra yeryüzü’ ne  dönecek bölme de budur ), servis modülü, adaptör (Ay Kapsülü bunun içindedir), ay modülü.

HERŞEY << ÖLÇÜ DIŞI>>

Satürn V ile ilgili tüm ayrıntılar ölçü bakımından alışılmışın çok dışındadır.Satürn V in montajını sağlayan bir tesisi var.Bunun adına VAB deniliyor.Yüksekliği,  yaklaşık olarak 160 metredir.Oylumu 3 milyon 900 bin metre küp tutarındadır.Böylesine bir genişlik nedeniyle içinde sürekli olarak hava düzenleyiciler çalıştırılmadığı taktirde bulut tabakaları meydana gelebilmektedir.Montaj işi tamamlandıktan sonra Satürn V ‘i VAB’dan alıp atış kulesine götüren taşıyıcı da dev ölçülere sahip bir vinçtir.Bir futbol sahasının yarısını kaplayacak genişliktedir.Ağırlığı 3.000 tondur.Diğer bir deyimle 24 lokomotifin ağırlığına eşittir.Satürn V en azından 36 katlı bir gökdelen kadar yüksektir.Tam yüklü olduğu zaman bir torpito muhribi kadar ağır çekmektedir.Birinci kademe, kutru doğrultusunda sıraya dizilmiş üç otomobili içine alabilecek  durumdadır.Satürn için harcanan toplam para tutarı  ile tam  170 bin otomobil yapma olanağı vardır.

GÜCÜ : YÜZ MİLYON BEYGİR

Satürn sisteminin en şaşırtıcı mekanizması,  birinci kademedeki F-1 motorlarından oluşmaktadır.Bu dev motorlar, füzeyi atmosferin  ötesine kadar iterek uzaya ulaşmasını sağlamaktadır.Bunlardan her biri aşağı yukarı 700 ton tutarında bir itici güce sahiptir.Bu konuda etraflı bir fikir edinmek için, motorların Satürn-Apollo Sistemini iterken, saniyede iki kilometre  hız verdiğini bu hızın da  100 milyon beygir gücünde olduğunu dikkate almak yetecektir.F-1 tipi her motor bir otogardan daha büyük değildir.Buna karşın en büyük transatlantikleri  çalıştıran makinelerden yüz defa daha güçlüdür.Diğer bir kıyaslama ile de orta boy silindirli 400 bin otomobil motorunun tümünden de üstündür.Bu ayrıntıların ne denli olağanüstü ve şaşırtıcı olduğu her bakımdan açık -seçiktir.Bu yönde harcanan paralar da aynı ölçüde şaşırtıcıdır.En büyük gider, yakıt kapsamına girmektedir.

Motorları  çalıştıran yakıt tutarı dakikada 800 tondur.İkinci gider, motorların  işlerlik süresi sınırlı olduğu için bunlara yatırılan büyük paralardır.Bunlar sadece bir kaç dakika dayanabilmekte,  sonra işe yaramaz hale gelmektedir.Toplu olarak ele alındığında bunlardan sadece bir tanesi, gerektiğinde tekrar tekrar çalışma gücüne sahiptir.Fakat birinci kademedeki F-1 ve ikinci kademedeki J-1 ile kıyaslandığında  itme gücü bakımından daha zayıf olduğu görülecektir.Çalışma sırasında, birinci kademeden çıkan alev yaklaşık olarak 300 metre uzunluğundadır.Korkunç derecede kızgın bir alevdir.(Aşağı yukarı 2.000 derece).Gereçlerden biri bunun içine düşecek olursa (örneğin bir makas) saniyenin  yüzde biri bile bunun eriyip bir bulut parçası haline gelmesi için yetecektir.Bu canavarcasına alev, en azından iki dakika süreyle yanma odasının bölmelerini etkisi altında tutmaktadır.Bu bölmeler de gerekli  süre içinde bu etkiye dayanacak durumda ayarlanmıştır.Bu nedenden ötürü iticilerden bir miktarı, incecik  borular aracılığı ile dışardan motor bölmeleri üstüne püskürtülmektedir.Yanmadan ötürü meydana gelen  sıcaklık bu iticileri buharlaştırmakta, buhar da kendi payına düşen soğutma olayına ortam hazırlamaktadır.

İTİCİLER

İtme anlamına gelen << propellere >> kelimesi aslında Latince’dir.Sonra <<propel>> olarak İngilizceye geçmiştir.Şimdi, bir araca gerekli itiş gücünü sağlamak için füzeli motorlarda kullanılan sıvı ya da katı yakıt maddelerine << propellers>> (iticiler) denilmektedir.Satürn için sıvı iticiler kullanılır.Yakıt olarak fayda sağlanan maddeler şunlardır: 1-Rafine edilmiş alaşımlı yakıt.Bu, tepkili uçak motorlarını çalıştırmaya yarayan damıtılmış petrol türlerinden rafine edilmiş kerosen’dir.2-Sıfırın altında 217 derecede sıvı hidrojen .Oksitleme olayı, yani yanmaya yönelik yeterince oksijen gereksinmesi için de, sıfırın altında 147 derecedeki sıvı oksijenden faydalanılmaktadır.

HELYUM’LA  << ŞİŞİRİLMİŞ>>

Atış rampasından fırlatılışı sırasında Satürn, dev gövdesinde, sarnıçlı türden 125 kamyon yüküne eşit ölçüde yakıt taşımaktadır.Şayet bir kaza ya da arıza nedeniyle füzenin yapısında bir dağılma ve çözülme olayı meydana gelir, yakıtlar da depolarından taşarak yanacak olursa ufak çapta bir atom bombasına eşit ölçüde bir patlama olur.Bu olasılığı dikkate alan Amerika’lı yazarlardan biri çok ilginç bir görüntü çizmiştir: << Satürn, şayet patlayacak olursa, üç kilometre kutrundaki bir çevrede herşeyi yerle bir edecektir.>>Bunu dikkate alan ilgililer, yapım bakımından füzenin çok güçlü olmasına özen göstermişlerdir.Fakat, herhangi bir gövde de güçlülük oranı arttıkça  ağırlık ölçüsü de artmaktadır.Oysa bir füzede ağırlığın, elden geldiğince az olması, kural gereğidir.Proje üstünde çalışanlar, Satürn’ü hafif tutma başarısını göstermişlerdir: Boş durumda 250 tondur.Birinci ve ikinci bölüm olarak birbiri üstüne uygulanan parçaların kutru 10 metredir.Ağırlıktan kaçınmak için bunların çevresinde, ancak birkaç milimetre tutarında kalınlık verilmiştir.Toplamı binlerce tona ulaşan bir yükü taşımak zorunda olan bu uzun silindirler, böyle ince bir kaplama ile, söz konusu yüke nasıl dayanır?Bu dayanma gücü, iki önlemle sağlammıştır:Silindirin yapısına madeni dokularla güç katılmış, itici yakıt depolarına da helyum gazı pompalanmıştır.Bu gaz, iç bölmeler yönünden depoları şişirmektedir.Yolculuk sırasında itici yakıtların azalması sonucu depolarda meydana gelen boşluk, helyum tüplerinden buraya aktarılan gazla dolmaktadır.Böylece depolar hiç bir zaman boş kalmamakta, bölmeler de gaz basıncı nedeniyle dayanıklılığını korumaktadır. Bu durumda Satürn’ü şişirilmiş bir balonada benzetebiliriz.Satürn’ün dayanma gücünü daha yüksek düzeye çıkarmak için, bunlara ek olarak, yeni bir düzene daha gidilmiştir: İtici yakıtların bulunduğu depoları çevreleyen tabakalara son derece düşük ( 200 derecelik) bir ısı uygulanmaktadır.

BİRBİRİ ÜSTÜNE FÜZELER

Satürn V, birbiri üstüne uygulanmış üç füzeden oluşur.Acaba niçin? Çünkü füzelerden her biri kendi itici gücünü bir üstündekine vermektedir.Görevi bittiğinde gereksiz bir ağırlıkmış gibi bütünden ayrılmaktadır.Her kademenin hızı, kendindekinden önceki kademeye göre daha fazladır.

Birinci kademe

Birinci kademe (ağırlığı 2,700 ile 3.000 ton arasındadır ) aracı atış rampasından ayırmakta, bunu 70 kilometrelik bir yüksekliğe kadar itmekte, hızı da saatte 9.900 kilometreye varmaktadır.

İkinci kademe

Birinci kademe görevini bitirdikten sonra harekete geçmektedir.Aracı (450 ton) saatte 25 bin kilometre hızla 210 kilometre yüksekliğe kadar itmektedir.

Üçüncü kademe

İkinci kademenin ayrılışından sonra harekete geçmektedir.Aracı (70 ton), yeryüzü çevresindeki yörüngesine oturtmak için sonuca götüren hızla (saate 28 bin kilometre) itmekte ve 198 kilometre yüksekliğe çıkarmaktadır.Sonra tekrar ateşlenerek saatte yaklaşık 39 bin kilometre  hızla Ay’a yönelmektedir.

http://www.aerospaceguide.net/saturn_lv.jpg

S8E Radyo Kontrollü Planör Süreli Modeller

Suat Esmer Türk Hava Kurumu Model Uçak Okulu Öğretmeni.

Kaynak: THK Uçantürk Dergisi Ocak 1997 Sayfa: 28, 29 ve 30

Telgraf Nasıl Çalışır?

http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/yuzyil/images/1899-1909/Image16002.jpg

Telgraf, iki merkez arasında, kararlaştırılmış işaretlerin yardımıyla yazılı haberlerin veya belgelerin iletimini sağlayan bir telekomünikasyon düzenidir
Fazla söze gerek yok. Telgraf kiminiz için bir nostalji artık. Günümüz iletişim teknolojisinin yanında telgraf sözü artık bizlere geçmişi hatırlatıyor galiba. Fazla değil, 100-130 sene öncesine gittiğinizi hayal edin. Şehirleri, insanları birbirine bağlayan yegane iletişim aracının telgraf olduğu bir zaman bu. Ne internet, ne televizyon ne de telefon var. Tabi ki o zamanlar mektuplar da bir iletişim aracıydı, ama telgraf ilk elektrik akımıyla çalışan iletişim aracı olarak tarihte yerini almıştır.

NASIL ÇALIŞIR?
Elektrikli telgraflar, bir verici, bir alıcı ve ikisi arasına çekilmiş elektrik hattından meydana gelir. Vericiye maniple denir. Maniple, telgraf şebekesindeki elektrik akımını açıp kapayan anahtarlardır. Manipleye basınca devre tamamlanır ve telgraf şebekesinden akım geçer.
Karşı tarafta ise alıcılar vardır. Alıcılar, elektro mıknatıs bobinlerden yapılmışlardır. Elektro mıknatısın karşısında ileri geri hareket edebilen madeni bir çubuk vardır. Bu çubuk elektro mıknatıstan akım geçtiği zaman hareket eder. Çubuğun ucundaki mürekkepli kalem bir kağıt şerit üzerine nokta (.) veya çizgi (-) şeklinde şekiller çizer.
Sesle çalışan alıcılar da vardır. Bunlar kağıt bir şeride yazı yazmak yerine, sert bir cisme vurarak tıkırtı çıkarırlar. Tecrübeli telgraf operatörleri , bu tıkırtıları dinleyerek mesajı çözerler. Burada kısa tıkırtı nokta (.), uzun tıkırtı çizgi (-) anlamına gelmektedir.
Mors alfabesi, kısa ve uzun işaretler (nokta ve çizgiler) kullanarak bilgi aktarılmasını sağlayan yöntem. 1832‘de telgraf ile ilgilenmeye başlayan Samuel Morse tarafından 1835 yılında oluşturuldu. 1837‘de kullanılmaya başladı. 1840 yılında patent için başvuruldu.

Mors alfabesi

Harfler
Harf
Kodu
Harf
Kodu

A
•–
N
–•
B
–•••
O
–––
C
–•–•
P
•––•
D
–••
Q
––•–
E

R
•–•
F
••–•
S
•••
G
––•
T

H
••••
U
••–
I
••
V
•••–
J
•–––
W
•––
K
–•–
X
–••–
L
•–••
Y
–•––
M
––
Z
––••

Sayılar
Sayı
Kodu

0
–––––
1
•–––
2
••–––
3
•••––
4
••••–
5
•••••
6
–••••
7
––•••
8
–––••
9
––––•

Noktalama işaretleri
İşaret
Kodu
Adı

.
•–•–•–
nokta
,
––••––
virgül
?
••––••
soru işareti
-
–••••–
tire
/
–••–•
taksim

Maddenin Yapısı Testleri ve Cevapları

1) Bitki yaprakları üzerinde bahar sabahları oluşan su damlacıklarına ne ad verilir?

A ) çiğ
B ) Sis
C ) Yağmur
D ) Kırağı

2) Aşağıdakilerden hangisi maddedir?

A ) Işık
B ) Ses
C ) Hava
D ) Elektrik

3) Aynı cins atomlardan oluşan saf maddeye ne ad verilir

A ) Birleşik
B ) Atom
C ) Saf madde
D ) Element

4) Kar yağdığında yollara tuz serpilir.bu işlem hangi sebeple yapılır?

A ) Kardan buz olsun diye
B ) Donmayı sağlamak için
C ) Kaynamayı azaltmak için
D ) Erimeyi kolaylaştırmak için

5) Cam vazo,cam,cam bardak,pencere camı hangisi cisimdir?

A ) Cam vazo,cam
B ) Yalnız cam
C ) Cam,cam bardak,pencere camı
D ) Cam vazo,cam bardak,pencere camı

6) Sıvı maddelerin kütlesi hangi araç ile ölçülür?

A ) Terazi
B ) Litre
C ) Metre
D ) Cetvel

7) Su 6 derecede eriyorsa kaç derecede donması beklenir?

A ) 12
B ) 5
C ) 7
D ) 6

8) Aşağıdakilerden hangisi yarısaydam bir maddedir?

A ) Buzlu cam
B ) Hava
C ) Su
D ) Gözlük camı

9) Aşağıdaki maddelerden hangisi karışım değildir?

A ) çelik
B ) şeker
C ) Gazoz
D ) Ayran

10) Aşağıdakilerin hangisi maddenin ölçülebilir özelliğidir?

A ) Hacim
B ) Tat
C ) Koku
D ) şekil

11) Ham petpolün damıtıldığı tesislere ne ad verilir?

A ) Santral
B ) Reaktör
C ) Rafineri
D ) Jeneratör

12) I. yarı saydam maddeler inceltilirse ışığı daha fazla geçirir.
II. saydam maddelerin kalınlıkları artarsa ışığı daha az geçirir.
III. saydam maddeler renklendirildikçe ışığı daha az geçirir

A ) I ve II
B ) I ve III
C ) II ve III
D ) I,II ve III

13) Naftalin katı halde açık bir ortama bırakıldığında kokusu duyulur. bu olayın nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

A ) Donma
B ) Erime
C ) Süblimleşme
D ) Yoğunlaşma

14) Aşağıdakilerden hangisi katı olmasına rağmen konulduğu kabın şeklini alır?

A ) Alçı
B ) Su
C ) Bilgisayar
D ) Ayran

15) Aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

A ) Maddelerin erime ve donma dereceleri aynıdır.
B ) Su 0ºC’de donar.
C ) Gazlar soğuyarak yoğunlaşır.
D ) Su, sadece kaynama noktası sıcaklığında buharlaşır

16) Aşağıdakilerden hangisi hiçbir maddenin cinsi hakkında kesinlikle fikir vermez?

A ) Koklamak
B ) Tadına bakmak
C ) Hacmini hesaplamak
D ) Yoğunluğunu bulmak

17) Aağıdakilerden hangisi bir karışım değildir?

A ) Su
B ) Çelik
C ) Ayran
D ) Petrol

18) Kar yağdığında yollara tuz serpilir. Bu işlem hangi sebeple yapılır?

A ) Kardan buz olsun diye
B ) Donmayı sağlamak için
C ) Kaynamayı azaltmak için
D ) Erimeyi kolaylaştırmak için

19) Hangisi maddenin ölçülebilir özelliklerindendir?

A ) Saydamlığı
B ) Kütlesi
C ) Sertliği
D ) Rengi


20) Aşağıdaki olaylardan hangisi kimyasal değişme değildir?

A ) sütün kaynaması
B ) sütün ekşimesi
C ) sütten peynir elde edilmesi
D ) sütten yoğurt elde edilmesi

21) Hangisi element değildir?

A ) Demir
B ) Hidrojen
C ) Su
D ) Oksijen

22) Aküdeki enerjinin çeşiti nedir?

A ) Kinetik
B ) Fiziksel
C ) Potansiyel
D ) Kimyasal

23) Güneş’te meydana gelen büyük enerji uzaya hangi yolla yayılır?

A ) Işıma ile
B ) Iletim ile
C ) Maddeler yardımı ile
D ) Bitkilerin depo etmeleri ile

24) Aşağıdaki taneciklerden hangisi atomda bulunmaz?

A ) Proton
B ) Elektron
C ) Nötron
D ) Molekül


25) Havada %78 oranında bulunan gaz aşağıdakilerden hangisidir?

A ) Karbondioksit
B ) Oksijen
C ) Su buharı
D ) Azot

Cevap Anahtarı

1) A             2) C          3) D            4) D

5) D             6) B          7) A            8) A

9) B           10) A        11) C          12) D

13) C          14) D        15) C          16) A

17) D          18) B        19) A           20) C

21) D          22) A        23) D           24) D

25) D

OZON TABAKASININ GÖREVİ

[Resim]

Ozon tabakası, atmosferde yeryüzüne ulaşan güneşin zararlı ışınlarına karşı koruyan kalın bir tabakadır. Son 50 yıl içerisinde bu tabakanın tahrip edilmesi sebebiyle güneşin zararlı ışınları bizlere ulaşabilmekte ve deri kanseri, katarakt gibi sağlık problemlerine sebep olmakta ve bağışıklık sistemini etkilemektedir.

Özellikle hayatın ilk 20 yılında güneşin zararlı etkilerine karşı korunma büyük önem taşımaktadır. Güneşte kalmak zorunda iseniz deri kanseri gibi sağlık problemlerine yakalanma riskini, kendinizi koruma deneyimi kazanarak azaltabilirsiniz.

Ozon tabakasındaki incelme ve deri üzerindeki etkileri;

•Ozon tabakası ve UV radyasyon artışının sebepleri,

•Deri ve UV radyasyonun deri üzerindeki olumsuz sağlık etkileri,

•Güneşin zararlı ışınlarından kaynaklanan diğer olumsuz sağlık etkileri,

•Kendimizi korumak için alınacak tedbirler, başlıkları altında ele alınacaktır.

Ozon Tabakası Nedir ?

Ozon (O3) üç adet Oksijen atomundan oluşan şeffaf bir gazdır.Ozon tabakası ozon gazından oluşan ve atmosferin yukarı seviyelerinde başka bir deyişle yer yüzeyinden 10-50 km yüksekte bulunan bir tabakadır. Bu tabakanın temel rolü Ultraviyole (UV) ışınları olarak adlandırılan güneşin zararlı ışınlarına karşı bizleri korumaktır.Ozon tabakası yeryüzüne ulaşan bu zararlı ışınlara karşı korumak için bir filtre gibi davranır.

Ultraviyole (UV) Işınları

Bilindiği gibi güneş yeryüzündeki hayatın varolması için çok önemlidir. Isınmamızı sağlar ve bize ışık verir. Güneş radyasyonu veya ışınlarını gösterir. Bu ışınlardan bazıları Ultraviyole ışınları olarak adlandırılır. Bilim adamları UV ışınlarını; Aynı karakteristiklere sahip olmadıkları ve canlılar üzerindeki etkilerinin farklı olması sebebiyle UV-A, UV-B ve UV-C olmak üzere üç kategoriye ayırmışlardır.

UV-A: En yaygın ve sağlığımız için en az tehlikeli olan ışınlardır. Ozon tabakası bu ışınların geçmesine izin verir.

UV-B: Oldukça tehlikelidir. Bu ışınların büyük bir kısmı, bizlere ulaşmaması için ozon tabakası tarafından engellenir.

UV-C: Sağlık için en tehlikeli ışınlardır. Ozon tabakası bu ışınların bizlere ulaşmasını önler.

Bütün UV ışınlara deri ve gözlerimize nüfuz edebilir ve sağlık problemlerine yol açabilir. Ozon tabakası kalın olduğunda sadece UV-A ışınları ile UV-B ışınlarının bir kısmı bize ulaşabilir. Bu durumda sağlığımız nispeten korunmuş olur. Ozon tabakası bozulduğunda (incelendiğinde) UV-A, UV-B hatta bazen UV-C ışınları bize ulaşabilir ve bu durumda sağlığımız olumsuz yönde etkilenmiş olur.

Maruz kaldığımız UV ışınlarının miktarını etkileyen faktörler

•Günün saatleri: 10.00-16.00 saatleri arasında güneş gökyüzünde yüksektedir. Bu saatler arasında büyük oranda UV-A ve UV-B ışınlarına maruz kalabiliriz. Bu nedenle uygun bir koruma olmaksızın dışarı çıkmak için tehlikeli bir zamandır.

•Ekvatora olan uzaklık: Ekvatora yakın olan ülkeler ekvatordan uzak olan ülkelere göre daha fazla risk altındadır. Bunun sebebi, ekvatorda UV ışınları atmosferin içini katetmek için daha kısa mesafeye sahiptir ve ekvatora ulaşmadan önce atmosfer tarafından daha az filtrasyona tabi olurlar.

•Yükseklik: Deniz seviyesinin yukarıya doğru çıkıldıkça her 1000 m’de UV ışınları %8 oranında artış gösterir.

Ozon Deliği Nedir?

Ozon deliği gerçekten bir delik değildir. Ozon tabakasındaki bir incelmedir. Bu ozon tabakası gittikçe inceliyor anlamındadır. Bunun sebebi bizlerin havaya saldığı kimyasallardır. Bu kimyasallar günlük yaşamımızda kullanırlar ve ozon tabakasına zarar verirler.

Ozon Tabakasına Zarar Veren Kimyasallar

•Kloroflorokarbonlar (CFC’ler), genel olarak klima sistemlerinde, buzdolaplarında köpük üretiminde (örneğin yataklar için) kullanılır.

•Halonlar, yangın söndürme cihazlarında kullanılır.

•Metil bromid, tarımda böcek ilacı olarak kullanılır.

Modern cihazlar ozon tabakasındaki incelmeyi belirleyebilmektedir. Ölçümler Güney Kutbundaki (Antartika) incelmenin Kuzey Kutbuna göre daha büyük olduğunu göstermiştir. Ozon tabakasındaki bu incelme bir şey yapılmazsa daha da büyüyecektir.

Ozon tabakasında incelme küresel bir problemdir. Ozon tabakasındaki incelme problemine herkesin duyarlı olması ve zararlı kimyasalları artık daha fazla kullanmamasıyla ozon tabakasının iyileştirilmesi mümkün olabilecektir.

Ozon Tabakasındaki İncelmenin Sonuçları

Ozon deliğinin ana sonucu yeryüzüne daha fazla UV ışınının (özellikle çok tehlikeli olan UV-B) ulaşmasıdır.

UV ışınları güneş yanıklarına, deri kanserine sebep olabilir, gözlere zarar verebilir (katarakt) ve insanlarda bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olabilir. Bilindiği gibi bağışıklık sistemi hastalıklara karşı koymamızı sağlayan bir sistemdir. Bu sistem zayıfladığı zaman hastalıklarla savaşma yeteneğimiz de zayıflamış olacaktır.

UV ışınları sadece sağlığımızı etkilemekle kalmaz çevre üzerine de olumsuz etki yapabilir. Tarımsal üretimi azaltabilir, ayrıca deniz besin zincirini bozarak balık nüfusunu etkiler.

Derimiz ve UV Radyasyonun Olumsuz Sağlık Etkisi

Derinin Yapısı ve Fonksiyonları

Bilindiği gibi deri vücudu sararak yapısı itibariyle iç organları ile dış dünya arasında bir link görevi yapar.

Deri üç farklı tabakadan oluşmuştur:

•Epidermis: Dış tabaka, derinin direkt olarak görünen kısmı.

•Dermis: Çekildiği zaman hissedilebilen kalın kısmı.

•Deri altındaki yağlı kısım (deri altı dokusu) görülemeyen ve kendi içerisinde küçük bölümlere ayrılan bu tabakaların bilinmesi güneşin UV radyasyonunun bu tabakaları nasıl etkilediğinin bilinmesi açısından çok önemlidir.

Epidermis üç tabakadan oluşmaktadır.

•Bazal Tabaka: Derinin en iç kısmındaki derinin yenilenmesi için devamlı olarak yeni hücreler üreten tabakadır.

•Yassı Hücre Tabakası: Bütün hücrelerin bulunduğu ana tabakadır.

•En dıştaki ölü hücrelerden oluşan tabaka

Bu tabakalar arasında Melanocytes olarak adlandırılan özel hücreler vardır. Bu hücreler pikmentleri üretir. Açık deriler daha az, koyu renkli deriler ise daha çok pikmente sahiptir.

Dermis çok karmaşık bir yapıya sahiptir. Dermis; deri yapısından sorumlu kan damarları (bu sebepledir ki bir yerimiz kesildiğinde kanar), saçlar ve ter gözenekleri (bu sayede çok sıcak olduğunda ve spor yapıldığında terlenir) elamanları içermektedir.

Bu yüzden deri çok karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu karmaşık yapı güneş, sıcak, soğuk mekanik ve kimyasal faktörler altında tehlikeye maruz kalır.

Deri Kanseri

Her çeşit kanser bir hücrenin davranışındaki anormal değişimlere bağlıdır. Örneğin; Epidermisin derinin yassı hücre tabakasındaki (squamous layer) hücreler spesifik fonksiyonlara sahiptir. Dışardan UV radyasyonu gelmesi durumunda hücre davranışları değişebilir. Sonuç olarak; bu hücreler bozularak gelişmeye ve çoğalmaya başlarlar. Bu bir deri kanseridir başka bir deyişle deri kanseri: deride ki hücrelerin doğal olmayan ve anormal gelişimi ve çoğalmasıdır.

Deri kanseri temel olarak epidermisi etkiler, etkilenen tabakaya bağlı olarak, üç farklı tipte deri kanseri vardır.

•Bazal tabaka etkilenmiş ise; bazal hücreli kanser (basal cell carcinoma)

•Yassı Hücreli tabaka etkilenmiş ise; yassı hücreli kanser (squamous cell carcinoma)

•Deriye rengini veren hücreler etkilenmiş ise; cilt kanseri (maliğn melanom) olarak isimlendirilir (Malignant Melanoma).

Farklı Tipteki Kanserler Nasıl Görülür

•Bazal hücreli kanserler çok yavaş gelişir ve asla iyileşmeyen ülser olarak adlandırılan bir yara alanı oluşur. Lokal olarak deriye zarar verir, yayılmaz. Tedavi edilmediği durumda yara büyüyebilir. Yüzde veya vücutta çok sıklıkla oluşabilir. Genellikle yaşlı insanları (50 yaş ve üzeri) etkiler.

•Yassı Hücreli Kanser: Daha çok tümör gibi derinin dışında gelişen şeylerdir. Genellikle uzun süre tedavi edilmemesinin dışında vücuda yayılmaz. Uzun süre tedavi edilmemişse diğer organları da etkileyebilir. El, ayak ve yüzde sıklıkla oluşur. Genellikle yaşlı insanları (50 yaş ve üzeri) etkiler.

•Cilt Kanseri ( Maliğn Melanom): En tehlikeli olan kanserdir. Başlangıçta deride tehlikeli olarak görülmeyen küçük, koyu kahverengi bir nokta olarak başlar. Bunun yanında kanser kolayca vücudun iç kısımlarına yayılır ve diğer organları etkiler. Bu tip kanser insanları kolayca öldürebilir. Fakat erken aşamalarda teşhis edilmişse tedavi edilebilir. Genellikle genç insanları (20-30 yaş arası) etkiler.

Deri üzerine olan hasarın çoğu insan yaşamının ilk 20 yılında oluşur. Maliğn Melanom genellikle 20-30 yaşları arası bazal hücreli kanser ve yassı hücreli kanser ise 50 yaş ve üzerinde oluşmaktadır.

Bunun açıklaması şöyle yapılabilir:

UV Radyasyon insan derisini genç çağlarda etkilemekte ve hücreler anormal davranmaya başlayarak gelişecek ve çoğalacaktır. İlk olarak vücut bir şeylerin yanlış olduğunu anlayarak karşı atağa geçecektir. (Bu andan itibaren vücut anormal hücreleri öldürecektir). Buna rağmen zamanla artan oranda anormal hücre üretilir. Bundan sonra bu anormal hücreleri kontrol etmek vücut için daha güç olacaktır. Bu kanserin ortaya çıktığı zamandır. Böyle bir olumsuzla karşılaşıldığında bir doktora danışılmalıdır. Zamanında tedavi edilirse deri kanseri genellikle ölümcül değildir.

Birçok insan, sadece açık renkli deriye sahip insanların deri kanserine yakalanabileceğine inansa da bu doğru değildir, daha koyu deriler UV ışınlarının zararları etkilerine karşı daha az duyarlıdır. Fakat bu tip insanların korunuyor olması anlamını taşımaz.

UV ışınlarının göze olan etkisi

Çok karmaşık bir yapıya sahip olan gözlerimiz farklı kısımlardan oluşmuştur.

•Kornea: Gözün dış kısmını kaplayan şeffaf koruyucu tabaka.

•Göz Merceği: Göz bebeğinin arkasında ışığı odaklayarak net olarak görmeyi sağlayan şeffaf bölüm

•Retina: Beyine, görülen cisim hakkında sinyaller gönderen ışığa duyarlı gözün arka kısmında bulunan doku tabakası.

UV’nin göze etkisi temel olarak göz merceğinedir. UV ışınları göz merceklerinin şeffaflığının kaybolması şeklinde etkiler. Bu katarakt olarak isimlendirilir. Sonuç olarak tam olarak görme yeteneğinde bir kayıp oluşur. Eğer tedavi edilmez ise katarakt körlüğe sebep olabilir.

Bunun yanında bazal hücre kanseri göz kapağında yaygın olmasına rağmen Maliğn Melanom göz küresinde olabilir.

Yandaki şekilde, sağ gözde katarakt oluşan bir insan görülmektedir.

UV Radyasyonunun Bağışıklık Sistemine Etkileri

Bilim adamları, güneş yanıklarının insanlarda güneşe maruz kaldıktan sonra 24 saat ve daha fazla süre içerisinde kandaki beyaz kan hücrelerinin hastalıkla savaşım fonksiyonunda bir azalma görüldüğünü belirtmişlerdir. ve kandaki dağılımı değişir. UV radyasyonuna sürekli maruz kalma vücudun bağışıklık sistemine uzun süre etkileyen zararlara neden olabilir. Hafif güneş yanıkları insanlarda ki bütün cilt tiplerinin bağışıklık fonksiyonlarını baskı altına alabilir.

Cilde ve UV Endekse göre Güneşte Kalma Süreleri

Maruz Kalma Kategorisi

/UV Endeks Değerleri

Hiç Brozlaşmamış Cilt Tipinin Yanma Süresi (Dak.) (Çok Hassas Cilt)

Sık Bronzlaşan Cilt Tipinin Yanma Süresi (Dak.) (Az Hassas Cilt)

Asgari

0 – 2

30

120

Düşük

3

20

90

4

15

75

Orta

5

12

60

6

10

50

Yüksek

7

8.5

40

8

7.5

35

9

7

33

Çok Yüksek

10

6

30

11

5.5

27

12

5

25

13

5

23

14

4

21

15

4

20

Güneşin Zararlı Işınlarından Korunma Konusunda Tavsiyeler


Asla Yanmayınız: Genç yaşlardaki her güneş yanığı ilerde deri kanserine yakalanma riskinizi artırır.Güneşin maksimum UV ışınlarına maruz kalınan bölümünde dışarıda kalmaktan kaçınınız.

Gölgeniz sizden daha kısaysa (Güneş tepe veya tepeye yakın demektir) güneş altında kalmaktan kaçının.

Gölgeniz sizden daha uzunsa güneşte kalabilirsiniz.(korunarak)

Güneşte kalma sürenizi kısıtlayın: Özellikle yazın saat 11.00-16.00 arasında UV ışınları daha kuvvetlidir (etkilidir)

Gölgelik arayın: Direk olarak güneş altında kalmayın.

Şapka giyiniz: Geniş çevreli bir şapka, göz, kulak, yüz ve boynun arkasını korumak için tercih edilmelidir.

Koruyucu elbiseler giyiniz: Vücudunuzu korumak için uzun kollu gömlekler ve pantolan giyiniz.

Güneş gözlüğü kullanınız: Güneş gözlüğü gözleri koruyarak gözde katarakt olma riskini azaltır.

Koruyucu krem kullanınız: Güneşin zararlı ışınlarından korunmak için açıkta çalışırken sporyaparken ve yüzerken derinize koruyucu krem sürünüz.Kullanılan kremlere göre güneş altında kalabilme zamanları SPF (Güneşten Koruma Faktörü) faktörüne göre değişiklik gösterir.

Yararlanılan Kaynaklar:
-Namibian Sun Smart Compaign, The Sun Can Be Harmful,2002

Atmosferin 18. km�sinde başlayıp 30. km�lerine kadar yükselen, sabit olmayıp hareket halindeki tabaka şeklinde dünyayı öldürücü güneş ışınları ve kozmik ışınlardan koruyan bir kalkandır ozon tabakası. Bu tabaka çok hassas moleküllerden oluşuyor. Esasında zehirli bir madde ama koruyucu. Bu olmasa dünyada birçok canlının yaşaması mümkün değil. Dünyada en hassas ve ince deriye sahip canlı insan. Ozon tabakası, insanoğlunun varlığını sürdürebilmesi için düşünülmüştür adeta. Bu tabaka olmasaydı birçok şey yanardı, öldürücü güneş ışınlarından. Klor, flor ve karbon gazları (Kloroflorokarbon (KFK) veya CFC) ozon moleküllerini negatif etkiliyor.

Bu atomlar atmosferin stratosfer tabakasına (18�inci kilometrelere) çıkınca orada delikler açıyor. Bir tane klor atomu binlerce ozon molekülünü yok edecek güçte. Bu gazlar koltuk altı, saç, sivrisinek spreylerinde vs. püskürtücü gücü vermek için kullanılıyor. 2000 yılından sonra ozon tabakasını yarılayan Klor, flor ve karbon gazlarının yarı yarıya yasaklanması gündeme geldi. Ne kadar tatbik edildi? Her ülke ayrı telden saz çalıyor.

-Ozon tabakasındaki delik şu anda dünyanın nerelerini etkiliyor?

Antarktika�nın ortasındaki yırtıktan dolayı Avustralya�da deri kanseri vakaları arttı. Bu yüzden herkes jokey şapkası giyiyor. Plajlarda �mutlaka şapkalı dolaşınız, kanser riski artmıştır� yazan tabelalar var. Antarktika bölgeye 3 bin km uzaklıkta. Daha fazla etkileniyor. Özellikle katarakt diye bir rahatsızlık var. Göz lenslerinin donuklaşması. Avustralya�da gençlerde de katarakt vakaları artmaya başladı. Bunun sebebi ozon tabakasının delinmesi. Bu delik oynak. Başka bir koordinatta da ortaya çıkabiliyor. Ama ekseriyetle bu işten en fazla zararı Güney Amerika ve Avustralya görüyor.

AĞAÇ DİKMEK NEDEN GEREKLİDİR ?

AĞAÇ DİKMEK NEDEN GEREKLİDİR Yazdır E-posta
http://mimoza.marmara.edu.tr/~avni/dersbelgeligi/agac/yazilar/anit1.jpg

Boyu en az 5 metre, çapı da 10 cm’den aşağı olmayan, dal sürgün ve yapraklarının oluşturduğu tepe tacını tek bir gövde üzerinde taşıyan, her yıl çap artımı yaparak kalınlaşan, sürgün vererek boylanan, hücrelerinin büyük bölümü odunlaşmış olan, uzun ömürlü bitkilere AĞAÇ denir…

Bir ağaç; temel olarak kök, gövde, dal ve yaprak olmak üzere 4 ana organdan oluşur. Bu organların biçim, boyut, yoğunluk, hacim, ağırlık, boy, çap, yıllık artım gibi özellikleri ağacı biçimlendiren temel özelliklerdir…

Bir ağacın yaşayıp gelişebilmesi için; ışık, sıcaklık, CO2, O2, su ve mineral madde gereklidir.

Ağaçların; topraktan su ve mineral maddelerini, havadan ise karbondioksiti almak, güneş enerjisini kullanarak organik madde üretmek, havaya oksijen vermek, canlılara besin ve barınak sağlamak gibi çok önemli işlevleri vardır. Ağaçlar bu işlevleri yerine getirirken çevrelerindeki canlı ve cansız tüm varlıklarla karşılıklı olarak birebir ilişki ve etkileşim halindedirler. Bu yüzden ağaçlar içinde bulundukları ekosistemler için vazgeçilmez elemanlardırlar. Ağaçların yok olması; yaşama ortamının bozulması ve iklimin olumsuz yönde etkilenmesi ve devamında yaşam zincirinin kopması, en sonunda da tüm yaşamın yok olması anlamına gelir…

[Resim]

Ağaç bizim oksijen kaynağımızdır. Çünkü ağaç bize oksijen sağlar.
Ağaç toprak kaymasını ve seli önler. Örneğin bir yerde hiç ağaç yoksa burada bir toprak kayması olunca toprak orasını alır ve uzaklara götürür. Sel olduğunda ise ağaç yoksa bir yere tutunamayız ve sele kapılıp gideriz.
Hemde ağaç bizim defterlerimizin, kalemlerimizin vb. şeylerimizde kullanılır. Koltuklarımız, tahtalar, kapılar, bastonlar da ağaçtan yapılır.
Geçen gün bizim okulumuz köyümüze tam olarak 150 ağaç düktük. Geçen sene de biz okulca diktik. Ben de bundan çok memnunum. Bundan çok gurur duyuyorum.
Ben ağaçları çok seviyorum. Yapabilseydim heryere ağaç dikmek isterdim. Böylelikle hem çevremizi güzelleştirir hemde oksijen sağlardım.
Ağaç sayesinde bazı meyveleri de yiyebiliyoruz. Örneğin elma, armut, muz, erik, dut vb. meyveler ağaçtan üretilir. Zeytinde ağaçtan üretilir.
Buna göre ağaçları kesmeyelim, onları sevelim. Bizlerde ağaç dikelim. Ağaçsız bir dünyada kalmayalım.
Duygu Tolun
6 / A

The image “http://www.masaustu-resimleri.com/d/634-2/k__rm__z__+a__a__lar.jpg” cannot be displayed, because it contains errors.

AĞACI KORU
Orman; bol yeşillik ve ağaçlık alana denir. Bu ağaçlarıda korumak bizim en önemli görevimizdir. Her bireyin ağç dikmesi gerekir.
Ağaç insana mutluluk verir. Ağaç dikmenin yararları çoktur. Ağaçlar; erezyonu önler ve en önemlisi de temiz havanın olmasını sağlar. Malesef ağaç dikmek ve ormanların önemini bilmedikleri için bilinçsiz davranırlar. Cam artıklarını ormanlarda bıraktığımızda büyük orman yangınlarına sebep oluruz. Bunun için ağaçların yanında yanıcı madde olmamasına dikkat etmeliyiz. Ayrıca sigara hem kendimize, hem de ağaçların yok olmasına sebep olur. Ağaçlar olmayınca bu dünya çöle döner.
Ben herkesin ağaç dikmesini ve ileriyi düşünmesini istiyorum.
Çünkü ağaçsız bir toplum bir hiç sayılır.
Merve Çalışkan
6 / A

AĞAÇ
Doğayı sevenler,
Ağacı kesmesinler
Ağacın yararını
Kendileri görsünler.

Ağacın yararı çoktur.
Erezyon önler.
Ağaç sevgisi varsa
Doğayı sevip korusunlar
Murat Özbek
6 / A

[Resim]

AĞAÇLARIMIZ
Günümüzde ağaçlarımzın çok önemli bir yeri vardır. Ağaçlarda biz insanlar gibidirler. Ağaçlar toprak kaymasını önler, bize oksijen sağlarlar. Ayrıca ağaçlarımızdan yapılan defter, kalem, masa, koltuk gibi bazı maddeleride günümüzde çok kullanıyoruz. Gördüğünüz gibi ağaçların bize çok faydaları var. Bizde onları tıpkı insanlar gibi sevmeli onları kesmeden, yakmadan çoğaltmalıyız. Ağaçlarında tıpkı insanlar gibi yüreği vardır. Biz onları keserken tıpkı dövülen bir insan gibi ağlarlar. Eğer ağaçları seviyorsanız lütfen bu davranışlardan uzak duralım. Biz ağaçlara baktıkça sanki içimiz açılır, neşe ile dolarız. Çevremizi öyle ağaçlandırmalıyız ki kör olan insan bile yeşillikler içinde olduğunu anlasın. Evet, gördüğünüz gibi ağaçların bize çok faydaları var. Lütfen ağaçları kesmeyelim. Aksi takdirde onların çoğalması için her yerini ağaçlarla donatalım.
Selin Kumuz
Değirmencik İ.Ö.O.
6 / A